12 Temmuz 2011 Salı
Biraz kırgın ve hafif ateşle başladığım sabahı muhteşem kılan, muhteşem manolyam. Parkta her sabah karşılaştığım ve "günaydın" diyerek selamlaştığım fotoğrafçı bu sabah elinde bu harika manolyayla "günaydın" dedi.Tüm hastalığım silindi gitti. Bir yandan bu güzelliğin koparılmış olması içimi sızlatırken; bir yandan da hayatı böylesine güzel kılan insanların inadına hala varlığını sürdüyor olması içimi aydınlattı, mutlulukla doldurdu.
GÜNAYDIN GÜZEL İNSAN...
Sahi bu manolyalar ne de güzel kokarmış böyle.
16 Şubat 2011 Çarşamba
Dün İlkokul-Ortaokul yıllarımdan, uzun zamandır görüşmediğim eski bir arkadaşla görüşürken konu değişip değişmemekten açıldı. Kendi kendime düşündüm gerçekten değiştim mi? Değişmedim mi?
Evet ben hiç değişmedim aslında. Hala pencereden vuran günışığı ile ruhu kamaşıp; ders boyunca gülen o küçük kızım....
8 Şubat 2011 Salı
29 Ocak 2011 Cumartesi
28 Ocak 2011 Cuma
Bu aralar nedense hep bu replik aklımda uçuşuyor "Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti"
Daha güzel anlatılabilir mi? Daha güzel oynanabilir mi? Daha güzel çekilebilir mi? Bilmiyorum. Belki olabilir ama benim için en güzeli bu film onu biliyorum...
Bir de Türkan Şoray'dan daha güzel olunamaz ve daha güzel bakılamaz onu biliyorum...
Daha güzel anlatılabilir mi? Daha güzel oynanabilir mi? Daha güzel çekilebilir mi? Bilmiyorum. Belki olabilir ama benim için en güzeli bu film onu biliyorum...
Bir de Türkan Şoray'dan daha güzel olunamaz ve daha güzel bakılamaz onu biliyorum...
21 Ocak 2011 Cuma
Anladım ki arkadaş olmak pek çok konuda ve zamanda aynı duyguları paylaşmakmış. Kaç defadır tekrarlanıyor bilmem ama yine aynı şarkıya takılmışız, aynı şarkıyı dinliyormuşuz. İki gündür bekliyor bu video bloga koyulmayı ama tembellik işte koymamıştım ta ki Gezegenim Carl ve Ellie'li (Up) aynı şarkıyı önerene kadar. Artık şart oldu koymak . Gerçi Carl ve Ellie versiyonunu da yüklemiştim ama o ikiliyi çok sevmeme rağmen acıklı sonları kaldıracak psikolojide değilim şu an. En iyisi en karizmatik hali ile Teoman'ı izlemek...
19 Ocak 2011 Çarşamba
Hadi tut elimi
Takılıp Mavi Kuşun Kanadına
Sevinçle uçalım gökkuşağına
Büyümek çok sancılı, çok ağır
Biz çocuk kalalım gülümseyelim hayata...
Önce sıcak bir çorba içelim
Melek teyzem, Ela teyzem yapsın
Şifalı elleri ile.
Sonra rengarenk giyinelim
Saçlarımızda mavi kurdeleler
Gökyüzü ve gökkuşağı ile bütünleşelim.
Hadi Gezegenim Gel
İsteyen burada kalsın
Biz çocukluğumuza dönelim...
Takılıp Mavi Kuşun Kanadına
Sevinçle uçalım gökkuşağına
Büyümek çok sancılı, çok ağır
Biz çocuk kalalım gülümseyelim hayata...
Önce sıcak bir çorba içelim
Melek teyzem, Ela teyzem yapsın
Şifalı elleri ile.
Sonra rengarenk giyinelim
Saçlarımızda mavi kurdeleler
Gökyüzü ve gökkuşağı ile bütünleşelim.
Hadi Gezegenim Gel
İsteyen burada kalsın
Biz çocukluğumuza dönelim...
17 Ocak 2011 Pazartesi
Bazen öyle ihmalkar olabiliyorum ki, farkına vardığımda dehşete kapılıyorum. Arkadaşlarımı ihmal ediyorum, ailemi ihmal ediyorum, kendimi ihmal ediyorum, hayatı ihmal ediyorum. Ama tüm bu ihmalkarlığıma karşın onlar yine de bana hoşgörü gösteriyorlar. Ne garip.
Ama ya bir gün hoşgörmezlerse?
Ben kendimi hoşgörmek zorundayım, affedilmez hatalar yapmadığım sürece illaki hoşgöreceğim. Peki arkadaşlarım, ailem hoşgörmek zorunda mı? Hiç değiller. Ve hayat...Hayat hoşgörür mü ihmalimi? Hayat ihmale gelir mi hiç? Ne dedik yılın ilk günü "ard ard sıralıyoruz yılları". Zamanı tersine döndürmek olanaksız. Kayıp gider avucundan şanslar.
Evet hayat ihmale gelmez, evet şanslar kayıp gider avuçlarımızdan. Arkadaşlar, aile de ihmale gelmez gidiverirler birgün ardlarına bile bakmadan.
İhmalimi hoşgören herkese, herşeye teşekkürler. İhmalkar bana ise teessüfler...
5 Ocak 2011 Çarşamba
Bu şarkıyı neden seçtim? Aslında geçen hafta koyacaktım ama tam vazgeçmişken; bugün canım arkadaşım anımsattı şarkıyı hem de herşeyden habersiz, o zaman ben de koymaya karar verdim.
Bu şarkıyı seçtim çünkü geçen hafta kendi kendime okkalı bir tokat attım bu şarkıyla ve fazlası ile haketmiştim.
Acil bir iş için dolmuşa binmem gerekti, pek de yolumun düşmediği uzak mahallelere giden bir dolmuşa. Doğrusu biraz da isteksiz bindim gözüm daha kısa mesafeye gidendeydi ama acelem vardı, bu doluydu, hemen kalkacaktı bindim. Daha binerken ilk karşıma çıkan koltuktaki iki kadın hafifçe yana kaydılar oturayım diye ama sıkışık ve yapışık oturmak istemedim, daha boş görünen arka koltuğa geçtim. Dolmuş hareket etti feci bir koku, zaten diken üstünde oturuyorum, kokuyla midem kalktı çantama saldırdım, ıslak mendil çıkardım ellerimi sildim ama koku hala bunaltıcı, yenisini çıkarıp kapattım burnumu onunla. Burnum mendille kapalı, dimdik otururken, diğer insanlar birbiri ile sohbet ediyor, gülümsüyorlardı. Bu şarkı kafamın içinde birden bire dönmeye başladı. Onlar o kadar gerçekti, ben o kadar kibirli, öylesine sahte, öylesine iticiydim ki utandım kendimden birden. Ütelik onlardan birisinin Tanrı olması da gerekmiyordu ki utanmam için. Daha iyi kokmam beni onlardan daha iyi yapmıyordu, daha insan yapmıyordu, daha gerçek yapmıyordu. Ama tavrım ve kibrim daha zavallı yapıyordu.
Durakta indiğimde hareket eden dolmuşun arkasından baktım, burnum sızlıyordu. Kokudan değil, utançtan...
1 Ocak 2011 Cumartesi
Ard arda sıralıyoruz yılları, her yeni yıla yeni umutlarla girerek. Ne garip doğum günlerimde bir hüzün çökerken içime; her yılbaşı bir coşku, bir heyecan anlatamam. Sanki sil baştan yaparız, tüm sıkıntılar geçen yılda kalır ve bizi yeni ve güzel günler bekler. Ama bak şimdi nasıl böyle hissetmeyeyim ki dışarıda muhteşem bir gün var, güneş pırıl pırıl parlıyor.
Hadi be 2011 aslansın sen, şahanesin, muhteşemsin göster bize büyüklüğünü. Çok sevdiğim bir arkadaşımın blogunda dediği gibi "Nice seneler gördüm 2011 gibisini görmedim dedirt bize".
MUTLU YILLAR...
27 Aralık 2010 Pazartesi
Küçücüktüm, güzel bir bahar günü kızkardeşim ve iki arkadaşımla ormanla köyün birleştiği noktada, yanından derenin geçtiği dümdüz bir çimenlikte oynarken yağmur başladı, tam bir bahar yağmuru. Koşarak eve gitsek de illaki ıslanacağız zira önce yokuşu ineceğiz, sonra dereyi geçeceğiz, sonra yokuş tırmanacak ve eve ulaşacağız. Ooooo dört küçük kız için inanılmaz bir mesafe. Her ne kadar Annemin pencereden sürekli bizi kontrol edebileceği bir mesafe de olsa bizim için özgür olduğumuzu düşünmemize yetecek kadar uzaktı. Çocukluk işte dans ederek yağmurun geçmesini bekledik. Zaten yağmur da sayılmazdı; çise... Sonra muhteşem birşey oldu. Kocaman bir gökkuşağı belirdi. İnanılmaz güzel. Hayat güzel, manzara güzel, hava güzel, özgürlük ayaklarımız altında ve hepsinden güzel bir gökkuşağı. Önce donduk kaldık. Sonra "Yakalayalım!" diye seslendim çocuk aklımla. Kızkardeşim bana uydu ve başladık gökkuşağına doğru koşmaya. Arkamızdan daha büyükce olan arkadaşım panikle bağırıyor ve ağlıyordu "Durun, durun sakın altından geçmeyin erkek olursunuz!!!" "Erkek olmak??? Aman Tanrım!!!" Kalakaldık... Pembe elbisemi giyememekten daha kötü birşey olabilir miydi? Ya da birgün hep hayal ettiğim gibi saçlarımı uzatamamaktan. İyi de bu gökkuşağının tam olarak yeri nerede? Ya eve kaçarken üzerimizden geçerse bulutlar gibi. Korkudan tir tir titremeye başladık, birbirimize sarıldık ve ilerdeki ağaç kovuklarını kestirdik gözümüze, elele büyük bir süratle koşup saklandık en büyüklerinin içine. Korku içinde gökkuşağını kaybolmasını bekledik...
O gün gökkuşağının altından geçmeyerek büyük bir tehlike atlatmıştık güya. Oysa o masum çocuk kalbimiz ve aklımızla gökkuşağının altından da geçebilir, çıkış noktasını bulup üzerine de tırmanabilirdik. Hayal dünyamız kocamandı.Ama yapamadık çünkü her ne kadar özgür hissetsek de kendimizi, toplumun hurafeleri, tabuları, dogmaları o küçücük yaşta peşimizi bırakmamıştı.
O saçma sapan hurafeyi uyduranlara da, onu arkadaşıma öğretene de, o arkadaşıma da öyle kızıyorum ki şu an...
21 Aralık 2010 Salı
Minik Deniz'e
Küçük bir melektim ben
Hiç görmediniz ama
Minicik kanatlarım vardı
Gülümsediğimde tüm acılar
Kötülükler, çirkinlikler
Tertemiz olur;
Dünya aydınlanırdı...
Küçücük bir melektim ben
Sıcacıktı ellerim.
Sıkı sıkı sarardı kollarım.
Sevgimle, masumiyetimle
Kalbinizi sarardım.
Hala küçücük bir meleğim ben.
Uzakta da değilim üstelik.
Görmüyorsunuz belki ama;
Emin olun ben hep sizinleyim.
Ne zaman bir sıcaklık hissetseniz
Kalbinize dolsa sevgim
Bilinki size dokunur ellerim...
yg 15 Aralık 2010 Çarşamba
Bu gece de bu geldi içimden...
Aslında itiraf etmeliyim ki birden bire gelmedi dizi izlerken takıldı. Sevgi ve sevgisizliğin içiçe geçtiği, savaştığı, kavga ettiği bir diziyi izlerken...
Ne kadar zorlanıyoruz bazen sevdiğimizi söylemeye. Hatta sevdiğimizi kabul etmeye. İllaki aşktan da sözetmiyorum üstelik. Oysa zaman akıp gidiyor ve bir bakmışsın artık o iki kelimeyi söyleme şansımız kalmamış bile. Şarkıda geçen gönderilmemiş mektupların alıcısı kalmadığında hissedeceğimiz acının ve boşluğun yanında gurur ne zavallı bir duygu bir kavrayabilsek. Geç kalmadan "Seni Seviyorum" diyebilsek.
Söylesem, söyleyebilsem sana aşkımı,
Yıldızlı bir gecede açabilsem kalbimi,
Desem, diyebilsem seviyorum seni,
Ama diyemem, söyleyemem
Çünkü aramızda denizler, dağlar
Ve benim kahrolası gururum var.
Bu böylece sürüp gidecek
Seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenemeyeceksin
Ama ben her gece, her Allah'ın gecesi
Yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
Ama sana asla!
Çünkü aramızda denizler, dağlar
Ve benim kahrolası gururum var...
Victor Hugo (Romans)
Lütfen gururumuzun esiri olmayalım...
Ben bu gece söylemek istiyorum "Seni Seviyorum, Sizi Seviyorum"...
13 Aralık 2010 Pazartesi
11 Aralık 2010 Cumartesi
Dün gece gerçekten kış geldi çattı kapımıza. Şu saat itibarı ile çok uzak tepelerde kar görünmeye başlasa da henüz kara hoşgeldin demedik. Gerçi pek de karla haşır neşir değiliz, özellikle son birkaç yıldır. Ama bakalım, madem kış illaki geleceğim diyorsa çok değil bir iki gün kar da getirsin beraberinde.
Neyse gelelim dün geceye, soğuyan hava ile birlikte ince ince yağmur yağmaya başladı rüzgarın eşliğinde. Dışarısı soğuk, içerisi sıcak, dışarıda cama vuran yağmur ve uğuldayan rüzgar. Hadi dedim kapatıp ışıkları, açayım tüm perdeleri gecenin güzelliğini izleyeyim. Eeeee romantizm mumsuz olmaz, olmaz da uykum da var. Ya uyuyup kalırsam, ya bu yıl pek bir ünlü olan güzeller güzeli kuzenim gibi odamı aleve verirsem? O zaman bir diğer kuzenimin armağanı pek bir süslü mumlukla, led mumları geldi aklıma. Açtım perdeleri sonuna kadar, söndürdüm ışıkları, yaktım mumları ve dışarıdaki yağmuru seyre daldım. Daldım da birşey eksik sanki, birşey eksik ama ne?
Eksik olan ruh, görüntüsü güzel, çok işlevsel, rahat ve güvenli ama hani kokusu bu mumların, hani hafif isi, buharı. Evet göz kırpıp duruyorlar ama hep aynı. Oysa en ufak hava akımına, yanından geçip gidene tepki vermeli mumlar.
Yok yok sevmedim ben bu mumları. Bu gece yasemin kokutacağım odamı....
27 Kasım 2010 Cumartesi
Her şehrin kendisine özgü farklı bir kokusu varmış. Kimisi deniz kokarmış, kimisi dağ, kimisi karbonmonoksit, kimisi çörek. Geçen akşam farkettim ki şehirlerin tek bir kokusu yok, seçtiğin yol, girdiğin sokak, tercih ettiğin kavşakla değişiyor kokular.
Çiseleyen yağmurda, işten çıkıp park yerine giderken ki 5-10 dk.lık bir yol, mesafe aynı olan iki seçenekten daha loş olan park içinden geçeni seçtim. Önce toprak ve iyot kokusu çarptı burnuma doya doya içime çektim. Çam ağacının altından geçerken çam koktu, okaliptus ağacının altından geçerkense mis gibi okaliptus. Biraz sonra kestanecinin kokusu çarptı burnuma, sıcacıktı içimi, ruhumu ısıttı ve ilerdeki seyyar satıcının tezgahındaki portakal kokuları beni benden aldı. Bilmiyorum belki algılarım fazlası ile açıktı o an. Yoksa neredeyse hergün birkaç kez geçiyorum aynı yerlerden. Mutluydum da farkına mı vardım yaşamın, yoksa çiseleyen yağmurun sarhoşu mu olmuştum bilmiyorum, öncesindeki ruh halimi de hatırlamıyorum zaten. Ama o 5-10 dk.lık yol boyunca çok mutlu ve huzurluydum. Yaşamı ne çok sevdiğimi tüm hücrelerimle hissettim sanki.
Oysa daha aydınlık diğer yolu seçip cadde boyunca gidebilirdim.Önce döner kokusu çarpardı burnuma, sonra pide. Pastanenin önünden geçerken çörek kokardı. Balıkçıların önünden geçerken yosun ve balık. Belki yine aklımı çelerdi o kokular ve balık alırdım kimbilir. Kalabalıkta bir kaç kişiye hafifçe çarpabilirdim, parfüm kokardı, belki ter kokardı, insan kokardı. Her ne kokarsa koksun o yol da yaşam kokardı.
Bu kısacık mesafede iki farklı şehir kokması ne ilginç ve aslında ne güzel. Tercih size kalmış yeterki hangi kokuyu duymak istediğinize karar verin.
Geçen gün seçtiğim yol beni çok mutlu etti. Kimbilir belki yarın canım balık ister diğer yola saparım. Yeterki seçtiğim yoldan pişmanlık duymayayım....
Çiseleyen yağmurda, işten çıkıp park yerine giderken ki 5-10 dk.lık bir yol, mesafe aynı olan iki seçenekten daha loş olan park içinden geçeni seçtim. Önce toprak ve iyot kokusu çarptı burnuma doya doya içime çektim. Çam ağacının altından geçerken çam koktu, okaliptus ağacının altından geçerkense mis gibi okaliptus. Biraz sonra kestanecinin kokusu çarptı burnuma, sıcacıktı içimi, ruhumu ısıttı ve ilerdeki seyyar satıcının tezgahındaki portakal kokuları beni benden aldı. Bilmiyorum belki algılarım fazlası ile açıktı o an. Yoksa neredeyse hergün birkaç kez geçiyorum aynı yerlerden. Mutluydum da farkına mı vardım yaşamın, yoksa çiseleyen yağmurun sarhoşu mu olmuştum bilmiyorum, öncesindeki ruh halimi de hatırlamıyorum zaten. Ama o 5-10 dk.lık yol boyunca çok mutlu ve huzurluydum. Yaşamı ne çok sevdiğimi tüm hücrelerimle hissettim sanki.
Oysa daha aydınlık diğer yolu seçip cadde boyunca gidebilirdim.Önce döner kokusu çarpardı burnuma, sonra pide. Pastanenin önünden geçerken çörek kokardı. Balıkçıların önünden geçerken yosun ve balık. Belki yine aklımı çelerdi o kokular ve balık alırdım kimbilir. Kalabalıkta bir kaç kişiye hafifçe çarpabilirdim, parfüm kokardı, belki ter kokardı, insan kokardı. Her ne kokarsa koksun o yol da yaşam kokardı.
Bu kısacık mesafede iki farklı şehir kokması ne ilginç ve aslında ne güzel. Tercih size kalmış yeterki hangi kokuyu duymak istediğinize karar verin.
Geçen gün seçtiğim yol beni çok mutlu etti. Kimbilir belki yarın canım balık ister diğer yola saparım. Yeterki seçtiğim yoldan pişmanlık duymayayım....
18 Kasım 2010 Perşembe
Bayramın 3.gününe geldik bile. Hayat hep bayram olsa eski bir şarkıda söylendiği gibi.
Bayramı nasıl algılarsanız algılayın güzeldir bayramlar. Kimimiz için tatil, kaçış zamanıdır. Kimimiz için aile ve dostlarla geçirilecek güzel anlardır. Kimimiz geçmişi, çocukluğumuzun bayramlarını özleriz, kimimiz şimdi de çok güzel bayramlar deriz.
Evet güzeldir bayramlar. Geçmişi özlesek de, bugünün tadına varmaya çalışsak da güzeldir işte.Nasıl güzel olmasın ki? Tek bir çorap da olsa yeni birşeyler giyme çabası ve lezzetleri, tadı tuzu bambaşkadır bayramın. Baklavası, kahvesi değişmez güzelliğidir. Keşkeği, zeytinyağlısı, böreği ise zenginliği.
Hele bir de kapın çalınıyor, sen bir iki kapı çalabiliyorsan daha büyük mutluluk olabilir mi?
Kapınızı çalanınız, kahvenizin köpüğü bol olsun. Bayramınız Kutlu olsun...
10 Kasım 2010 Çarşamba
1 Kasım 2010 Pazartesi
Karahindiba tohumu çocukluğumuz
Oyun gibi keyifle üfleriz,
Uçar gider gider günlerimiz tek tek.
Ardından bakarız gülümseyerek.
Uçtuğunda son tohum tanesi
Boş çiçek sapı kalır elimizde
Derin bir pişmanlık içimizde
"Üflemeseydim, elimde tutsaydım
Onu kendime saklasaydım "
Hayıflanır, dertleniriz ince ince
Oysa boşuna tüm pişmanlıklar
İlk rüzgarla uçacak,durmaz o tohumlar.
yg.
27 Ekim 2010 Çarşamba
Şeffaf bir porselen kalbim
Beyaz ve kırılgan…
Dikkatli bak içimi görüsün
Ama yoooo…
Bakmaz geçersin
Rüzgarınla devirir,
Tuz buz eder, öldürürsün.
Oysa şeffaf bir porselen kalbim
Sadece bir goncagül ister senden.
Tek bir goncagül.
İster ki doldursun içini o gül
Serpilsin büyüsün….
İnan ki şeffaf bir porselen kalbim
İyi bak orada kendini görürsün…
yg
24 Ekim 2010 Pazar
"Bu pazarı kendime ayıracağım, dinleneceğim, resim yapıp, kitap okuyacağım"
Her pazar tekrarlarım bunu, keyifle başlarım güne, zevkle kahvaltımı yaparım. Ardından keyif çayımla gazeteler elde, laptop kucağımda geçen bir süre veeee elimde temizlik malzemeleri bulurum kendimi. Kısır döngü gibi. Evden kendimi attım attım. Atamadım paspas kovası, çeşit çeşit sprey temizleyici ve her temizleyicinin kendine özgü çifter bezi ile başbaşayım.
Bak gördünüz mü bu pazar da yaptım yapacağımı. Zavallı paletim üzerinde boyalarla üzgün üzgün bakıyor, oysa yemek vakti geldi bile, güneşi de kaçırdık. Günışığında gerekli rötüşları yapmak başka pazara kaldı.
Yok yokkkk kıracağım ben bu kısır döngüyü, mutlaka kıracağım....
18 Ekim 2010 Pazartesi
Ne zaman bir manolya ağacı görsem sevgi ve özlemle gülümserim. Tıpkı bu resmi gördüğüm an gülümsediğim gibi. Küçücük bir kızdım, güzel bir yaz günü teyzemlerin bahçesinde manolya ağacının altında halamlar, kuzenler oturuyorduk. Rahmetli halam dünya tatlısı bir kadın, komik mi komik. Yeterki biz gülelim öyle öyküler ve anılar anlatırdı ki, bayılırdık onu dinlemeye. Her anlattığına, her yaptığına gülerdik. Bazen öyle şeyler anlatırdı ki, Babam "Bakmayın siz ona derdi, sizi güldürmek için kendi kendine iftira atıyor".
İşte bu ağacın ve bahçenin aynısı bahçede, o güzel yaz günü otururken, halam romantikleşti, başını kaldırıp ağacı seyretti, seyretti ve başladı eski bir şarkının güftesini kendince şiir gibi okumaya;
"Manolyam güzel kuşum
Ben sana vurulmuşum"
Önce sessizce dinledik . İlk ablam farketti ve bastı kahkahayı, peşinden de biz.
Halam hiç istifini bozmadı, göz ucu ile bize baktı ve yine devam etti:
"Manolyam güzel kuşum
Ben sana vurulmuşum"
O gün bugündür, manolya ağaçlarına her baktığımda gülümseyerek mırıldanırım halamı özlem ve sevgiyle anarak;
"Manolyam güzel kuşum
Ben sana vurulmuşum"....
15 Ekim 2010 Cuma
Öylesine özledim ki baharı...
Oysa her yanım yağmur, çise.
Ben rengarenk çiçeklerin kurarken hayalini
Sararıp, dökülüyor yapraklar
Köşedeki mısırcı çoktan kestaneci oldu bile.
Güneşi özledim sımsıcak,
Yüzümü okşayan meltemi özledim.
Bahçelerden gelen çiçek kokularıya
Başım dönsün isterdim.
Ama daha kış var önümüzde
Daha da soğuyacak havalar
Çok var bahara biliyorum.
Olsun yeterki can sağlığı olsun.
Örtüp dizlerine battaniyeni
Keyifle kestane yemek de var.
..
..
yg
8 Ekim 2010 Cuma

Küçük bir kız eğildi kıyıda
Bir avuç çakıl taşı doldurdu minik avuçlarına
"Şıngır şıngır" seslerini sevdi, gülümsedi.
Çıplak ayaklarına vururken dalgalar,
Islak, soğuk hissetmedi.
Ardından farketti renkleri
Gri görünürken tüm sahil
Çakıl taşlarındaki zenginliği
Şaşkınlık ve hayranlıkla izledi.
Okşadı çakıl taşlarını küçük kız.
Başlarda buz gibiydi hepsi
O okşadıkça ısındılar, ısındılar...
Çakıl taşları ve avuçları sıcacık oluverdi.
Çıplak ayaklarına vururken dalgalar,
Islak, soğuk hissetmedi
yg
Bir avuç çakıl taşı doldurdu minik avuçlarına
"Şıngır şıngır" seslerini sevdi, gülümsedi.
Çıplak ayaklarına vururken dalgalar,
Islak, soğuk hissetmedi.
Ardından farketti renkleri
Gri görünürken tüm sahil
Çakıl taşlarındaki zenginliği
Şaşkınlık ve hayranlıkla izledi.
Okşadı çakıl taşlarını küçük kız.
Başlarda buz gibiydi hepsi
O okşadıkça ısındılar, ısındılar...
Çakıl taşları ve avuçları sıcacık oluverdi.
Çıplak ayaklarına vururken dalgalar,
Islak, soğuk hissetmedi
yg
6 Ekim 2010 Çarşamba

Harcadık gitti güzelim yazı.Oysa ne çok severim.
Bak geldi geçiyor sonbahar ve hiç suçu yokken sevemedim bir türlü sonbaharı. Ne dökülen yaprakların rengarenk ahengi, ne romantik yağmurlar, ne de çarşı pazar bereketi çelemedi aklımı ve gönlümü.
Güzel kabul ediyorum, hatta çok güzel, büyüleyici. Ama kusuru da büyük. Biter bitmez başlıyor kış ve soğuk günler.
Yok yok istediği kadar güzel olsun sevemedim ben bu sonbaharı...
6 Nisan 2010 Salı

Veeee....İşte geldi Bahar
Şimdi uzanıp çimlere kitap okumak vardı, güneşten kamaşan gözlerini hafifce şapka ile örtmek, ısınan kaslarını gerebildiğince germek vardı. Sonra biraz dolaşmak kırlarda, yeni açan çiçekleri koklamak, yiyemeyecek olsan da biraz mantar toplamak vardı.Acıkmak vardı ve yanında getirdiğin yiyecekleri keyifle atıştırmak vardı.
Ama iş çookkk...
Olacak, o da olacakkkk.....
1 Ocak 2010 Cuma
29 Ekim 2009 Perşembe

Seni yüreğimde yaşatıyorum;
Bahar sabahlarının melteminde,
Menekşe kokulu yaylalarda,
Başı dumanlı dağlarda.
İsmini haykırıyorum;
Sesim, nefesim yettiğince.
Kuşlar özgürce uçsun diye
Güven dolu çocuklar için,
Mutlu yüzler için haykırıyorun.
Umut bulutları gökyüzünde.
Seni yüreğimde yaşatıyorum,
Hiçbirşey ÖLDÜREMEZ...
Yg
Bahar sabahlarının melteminde,
Menekşe kokulu yaylalarda,
Başı dumanlı dağlarda.
İsmini haykırıyorum;
Sesim, nefesim yettiğince.
Kuşlar özgürce uçsun diye
Güven dolu çocuklar için,
Mutlu yüzler için haykırıyorun.
Umut bulutları gökyüzünde.
Seni yüreğimde yaşatıyorum,
Hiçbirşey ÖLDÜREMEZ...
Yg
19 Eylül 2009 Cumartesi
2 Eylül 2009 Çarşamba

Güzel şeydir sevmek.....
Ve iki kişi için çok zordur,
Ne kadar sevdiğini soylemek...
Hiç sevmeyenler vardır..
Seviyorum desede yalandır..
Eksitmiştir yüzünü, karartmıştır gönlünü
Yaaaa delicesine sevenler?
Ne yapsın garibim?
Yetmiyorki kelimeler
Kafese konulmus deli bir kuş gibi çırpınır durur..
Dili kurur, hatta tutulur
Ama söylenebilecek hiçbir söz yoktur..
"Çoktan da çok seviyorum" mu desin?
Eşitsizlikler bulup, onlarla mı eşitlesin?
Yoksa kafayı mı bozsun??.. delirsin
Yok yok hiçbiri olmaz bunların..
Hiçbiri seni ikna etmeye yetmez..
Diyorsunki"sevgi tartılmaz! ölçülmez!"
Ne kadar seviyorum peki ben seni?
Evirsem çevirsem, ölçüp biçsem...
Anlatabilir miyim o sevgiyi?
Öyle yaa, bir kalem gerek simdi sana..
Ellerini titretecek bu sevgiyi yazmaya..
"Eğer para çalışarak değilde, severek kazanılsaydı; dünyanin en zengin adamı olurdum ben"
Silly
Silly'm izninle şiirini buraya yazıyorum, yorumda saklı kalmasına gönlüm razı olmadı...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)











