27 Kasım 2010 Cumartesi

Her şehrin kendisine özgü farklı bir kokusu varmış. Kimisi deniz kokarmış, kimisi dağ,  kimisi karbonmonoksit, kimisi çörek. Geçen akşam farkettim ki şehirlerin tek bir kokusu yok, seçtiğin yol, girdiğin sokak, tercih ettiğin kavşakla değişiyor kokular.

Çiseleyen yağmurda, işten çıkıp park yerine giderken ki  5-10 dk.lık bir yol, mesafe aynı olan iki seçenekten daha loş olan park içinden geçeni seçtim. Önce toprak ve iyot kokusu çarptı burnuma doya doya içime çektim. Çam ağacının altından geçerken çam koktu, okaliptus ağacının altından geçerkense mis gibi okaliptus. Biraz sonra kestanecinin kokusu çarptı burnuma, sıcacıktı içimi, ruhumu ısıttı ve ilerdeki seyyar satıcının tezgahındaki portakal kokuları beni benden aldı. Bilmiyorum belki algılarım fazlası ile açıktı o an. Yoksa neredeyse hergün birkaç kez geçiyorum aynı yerlerden. Mutluydum da farkına mı vardım yaşamın, yoksa çiseleyen yağmurun sarhoşu mu olmuştum bilmiyorum, öncesindeki ruh halimi de hatırlamıyorum zaten. Ama o 5-10 dk.lık yol boyunca çok mutlu ve huzurluydum. Yaşamı ne çok sevdiğimi tüm hücrelerimle hissettim sanki.

Oysa daha aydınlık diğer yolu seçip cadde boyunca gidebilirdim.Önce döner kokusu çarpardı burnuma, sonra pide. Pastanenin önünden geçerken çörek kokardı. Balıkçıların önünden geçerken yosun ve balık. Belki yine aklımı çelerdi o kokular ve balık alırdım kimbilir. Kalabalıkta bir kaç kişiye hafifçe çarpabilirdim, parfüm kokardı, belki ter kokardı, insan kokardı. Her ne kokarsa koksun o yol da yaşam kokardı.

Bu kısacık mesafede iki farklı şehir kokması ne ilginç ve aslında ne güzel. Tercih size kalmış yeterki hangi kokuyu duymak istediğinize karar verin. 

Geçen gün seçtiğim yol beni çok mutlu etti. Kimbilir belki yarın canım balık ister diğer yola saparım. Yeterki seçtiğim yoldan pişmanlık duymayayım....

0 yorum: