11 Aralık 2010 Cumartesi

                   

                        Dün gece gerçekten kış geldi çattı kapımıza. Şu saat itibarı ile çok uzak tepelerde kar görünmeye başlasa da henüz kara hoşgeldin demedik. Gerçi pek de karla haşır neşir değiliz, özellikle son birkaç yıldır. Ama bakalım, madem kış illaki geleceğim diyorsa çok değil bir iki gün kar da getirsin beraberinde.
                        Neyse gelelim dün geceye, soğuyan hava ile birlikte ince ince yağmur yağmaya başladı rüzgarın eşliğinde. Dışarısı soğuk, içerisi sıcak, dışarıda cama vuran yağmur ve uğuldayan rüzgar. Hadi dedim kapatıp ışıkları, açayım tüm perdeleri gecenin güzelliğini izleyeyim. Eeeee romantizm mumsuz olmaz, olmaz da uykum da var. Ya uyuyup kalırsam, ya bu yıl pek bir ünlü olan güzeller güzeli kuzenim gibi odamı aleve verirsem? O zaman bir diğer kuzenimin armağanı pek bir süslü mumlukla, led mumları geldi aklıma. Açtım perdeleri sonuna kadar, söndürdüm ışıkları, yaktım mumları ve dışarıdaki yağmuru seyre daldım. Daldım da birşey eksik sanki, birşey eksik ama ne?
                         Eksik olan ruh, görüntüsü güzel, çok işlevsel, rahat ve güvenli ama hani kokusu bu mumların, hani hafif isi, buharı. Evet göz kırpıp duruyorlar ama hep aynı. Oysa en ufak hava akımına, yanından geçip gidene tepki vermeli mumlar.
                         Yok yok sevmedim ben bu mumları. Bu gece yasemin kokutacağım odamı....

0 yorum: