27 Aralık 2010 Pazartesi

 


Küçücüktüm, güzel bir bahar günü kızkardeşim ve iki arkadaşımla ormanla köyün birleştiği noktada, yanından derenin geçtiği dümdüz bir çimenlikte oynarken yağmur başladı, tam bir bahar yağmuru. Koşarak eve gitsek de illaki ıslanacağız zira önce yokuşu ineceğiz, sonra dereyi geçeceğiz, sonra yokuş tırmanacak ve eve ulaşacağız. Ooooo dört küçük kız için inanılmaz bir mesafe. Her ne kadar Annemin pencereden sürekli bizi kontrol edebileceği bir mesafe de olsa bizim için özgür olduğumuzu düşünmemize yetecek kadar uzaktı. Çocukluk işte dans ederek yağmurun geçmesini bekledik. Zaten yağmur da sayılmazdı; çise... Sonra muhteşem birşey oldu. Kocaman bir gökkuşağı belirdi. İnanılmaz güzel. Hayat güzel, manzara güzel, hava güzel, özgürlük ayaklarımız altında ve hepsinden güzel bir gökkuşağı. Önce donduk kaldık. Sonra "Yakalayalım!" diye seslendim çocuk aklımla. Kızkardeşim bana uydu ve başladık gökkuşağına doğru koşmaya. Arkamızdan daha büyükce olan arkadaşım panikle bağırıyor ve ağlıyordu "Durun, durun sakın altından geçmeyin erkek olursunuz!!!" "Erkek olmak??? Aman Tanrım!!!" Kalakaldık... Pembe elbisemi giyememekten daha kötü birşey olabilir miydi? Ya da birgün hep hayal ettiğim gibi saçlarımı uzatamamaktan. İyi de bu gökkuşağının tam olarak yeri nerede? Ya eve kaçarken üzerimizden geçerse bulutlar gibi. Korkudan tir tir titremeye başladık, birbirimize sarıldık ve ilerdeki ağaç kovuklarını kestirdik gözümüze, elele büyük bir süratle koşup saklandık en büyüklerinin içine. Korku içinde gökkuşağını kaybolmasını bekledik...

O gün gökkuşağının altından geçmeyerek büyük bir tehlike atlatmıştık güya. Oysa o masum çocuk kalbimiz ve aklımızla gökkuşağının altından da geçebilir, çıkış noktasını bulup üzerine de tırmanabilirdik. Hayal dünyamız kocamandı.Ama yapamadık çünkü her ne kadar özgür hissetsek de kendimizi, toplumun hurafeleri, tabuları, dogmaları o küçücük yaşta peşimizi bırakmamıştı.

O saçma sapan hurafeyi uyduranlara da, onu arkadaşıma öğretene de, o arkadaşıma da öyle kızıyorum ki şu an...

2 yorum:

gezegen dedi ki...

Şarkı çok hoş:))) yazdıklarında öyle :)) bana izlediğim küçük kız çizgi filmlerini hatırlattı:)) küçükken okulda yaptığım tüm resimlerde sayfayı ortadan ikiye ayıran bir nehir çizerdim ilk olarak, sonradan resmimi onun etrafında şekillerdirirdim:)) tabi her yer yemyeşil, ağaçlar, dağlar, çimenler, çiçekler, piknik yaptığımız yer kimi zaman masa kimi zaman çimenlerin üzerindeki örtüydü ama hiç değişmeyen şey yeşil, nehir ve piknik varsa çay demlikleriydi:)))

Gökkuşağının altından geçmeye gelince yanlış hatırlamıyorsam öyle bir türk filmide vardı:))) Ama bir çizgi filmde gökkuşağının sonunda bir hazine olduğu söyleniyordu bunu gayet net bir şekilde hatırlıyorum:))

yazlagelen dedi ki...

O hazineyi bulamayalım diye bu hurafelerle bizi kandırmaya çalışıyorlar ya zaten Gezegenim. Çocukken hemen hemen aynı manzarayı resmetmişiz, sadece benim resmimde küçük de bir çeşme olurdu mutlaka ve uzakta bacası tüten bir ev:)))

Anlattığım yerse gerçekten masal kitaplarından fırlamış gibiydi, o kadar güzeldi ki keşke resmini yapabilsem bir gün. İsmi ise "HAYAT" dı:))) Çimenliğin sonunda sadece bahar aylarında kuzuların doğumu döneminde kullanılan bir ağıl vardı ve baharda kuzularla dolardı. Derenin kenarında da naneler çıkardı. Melek Teyze diye yaşlı bir komşumuz vardı, yaramaz kardeşim onun yoğurtlu çorbasına bayılırdı. Bize çorba yapsın diye nane toplar, bir buket çiçek götürür gibi kapısını çalardık. Akşamları kocaman bir tas çorbamız gelirdi. Annem kızsın mı? Gülsün mü? bilemezdi. İşin komiği derenin nanelerini kullanmazlardı aslında;)))

Neyse asıl anlatmak istediğim. 9 yaşımda ayrıldık o köyden ve lise yıllarımda çok istediler gelmemizi, yaşlılar çok özlemişler bizi davet ettiler gittik. İşte o en sevdiğim hep rüyalarıma giren çimenliğe gitmek, kaldığımız lojmanı görmek istedim; götürdüler. Artık çimenlik yoktu 2-3 katlı evlerle kaplanmıştı. Hatta o bol kovuklu güzel ağaçlar da yoktu, ormana kadar uzanmıştı köy. Melek Teyze de yoktu artık sıcacık çorba getirecek. O gün bazen geriye bakmamanın ve geçmişi güzellikleri ile olduğu yerde bırakmanın en doğru şey olduğuna karar verdim. Sonra çok çağırdılar köye ama bizimkiler gitse de ben gitmedim."Neden gelmiyorsun?” diyenlere ise "Küstüm size" dedim. "Hayat'ı mahvetmişsiniz"...